Kahve

Türk Kahvesi Tarihçesi

Türk Kahvesi ( Turkish Coffee) bizlere Osmanlı’dan kalan en güzel miraslarda biri.

Kahvenin Tarihsel Yolculuğu yazımızda ( buraya tıklayarak okuyabilirsiniz ) 8.yy da başlayan yolculuk Arap Yarımadası ve Osmanlı sayesinde tüm dünya yayılmıştır.

Türk Kahve’sinin hazırlanışı, köpüğü, kokusu ve sunuluş biçimi ile kendine özgü bir yapısı ve geleneği vardır.  Misafir ağırlamada olmazsa olmaz ikramların başında gelir. Kendi telvesi ile ikram edilen enden kahvelerden biridir.

Osmanlı Sarayı Kahve Sunumu

Tekrar Kahvenin Tarihsel Yolculuğuna geri gelirsek 1550’ler ve Yemen Valisi Özdemir Paşa yerel halkın kaynatarak içtiği kahveyi İstanbul’a getirir. Kahve hem Osmanlı Sarayı hem de Osmanlı toplumu için gündelik hayatın en önemli geleneklerinden biri olur.

Günün her saati kitap ve güzel yazıların okunduğu, satranç ve tavlanın oynandığı, şiir ve edebiyat sohbetlerinin yapıldığı kahvehaneler ve kahve kültürü dönemin sosyal hayatına damgasını vurmuş, saray mutfağında ve evlerde yerini alan kahve, çok miktarda tüketilmeye başlandı. Çiğ kahve çekirdekleri tavalarda kavrulduktan sonra dibeklerde dövülerek cezvelerde pişirilmek suretiyle içiliyor ve en itibarlı dostlara büyük bir özenle ikram ediliyordu. Kısa sürede, gerek İstanbul’a yolu düşen tüccarlar ve seyyahlar gerekse Osmanlı elçileri sayesinde Türk Kahvesinin lezzeti ve ünü önce Avrupa’yı oradan da tüm dünyayı sardı.

Türk kahvesinin eski zamanlardan günümüze kadar gelen özelliği yüksek kaliteli kahvenin ağır ağır kömür ateşinde kavrulması ve ince öğütülmesidir.

Hafif kavrulmuş Türk kahvesinde 50, orta kavrulmuş kahvede 59 ve çok kavrulmuş kahvede 65 farklı tat ve koku maddesi bulunmaktadır.

 Halk diline mâl olan ibaresiyle “bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır”.  Ancak geleneği ve hatırası Türkiye tarihinde yüzlerce yıl geriye gider.

Başka biz yazımızda size “bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır”.  Sözünün gerçek tarihçesini yazacağız.

19. yüzyılda Osmanlı’da sitil takımları gümüş , tombak, pirinç ya da bakır malzemeden üretilirdi. Sitil takımının en gösterişli parçalarından biri ise kahve ikramının üzerinde yapılacağı kahve örtüsü yani puşidelerdi. Genelde 1 metre çapında ve yuvarlak olan puşideler, ipek, kadife  ya da atlas kumaştan yapılır, işlemelerindeki altın, gümüş detaylar, sim saçaklar göz doldururdu.

Kahve fincanları, porselen ve billur gibi malzemelerden üretilirdi. Boyutu ve farklı özellikleriyle değişen fincanlar “bülbül fincanı”, tiryakiler için büyük boy “kallavi” fincanlar, paşa fincanı ve hatai gibi isimlendirilirdi. 18. yüzyılda Avrupa üretimi porselenler 19. Yüzyıl sonunda ise Yıldız Porselen Fabrikası üretimi fincanlar kullanılmaya başlanmıştır.

Sarayda kahve ikramının incelikli parçalarından biri de kahve fincanı zarflarıdır. Fincanı içine oturtmaya yarayan, dudak payı kadar fincanın dışarıda kaldığı zarflar ince işçilik ve değerli taşlarıyla gerçek birer sanat eseri niteliğindedir. Bu zarflar tombak, mine, oyma, savat, telkâri teknikleriyle, zümrüt, inci, yakut, firuze, elmas gibi değerli taşların kullanımıyla göz dolduran zarif detaylara sahiptir.

Osmanlı Sarayı’nda kahve ikram görevini yerine getiren bir teşkilat da bulunurdu. Kahvecibaşılar denen kahve sorumluları Osmanlı’ya has bu en önemli ikramdan sorumlu olmaları sebebiyle padişahlarla da yakın ilişki içerisinde olurlardı. Bu sebeple deneyimli ve itibarlı kimselerden seçilirlerdi.   

16.yy dan günümüze kadar gelen Türk Kahvesi günlük hayatımızın da vazgeçilmez olmuştur.

Kaynakça: https://www.millisaraylar.gov.tr/blog/bir-tesrifat-simgesi-sarayda-kahve-kulturu-ve-ikrami

https://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrk_kahvesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir